DEMOKRASİ Mİ?
“İlk bir milyon doları nasıl kazandığımı sormayın, sonrasının her kuruşunun hesabını veririm.” Demiş işadamı. Amerikalıymış.
Ya da bizden bir söylence :
“Her işadamının çekmecesinde iki ceset saklıdır.” Cinayet bir sermaye aracıdır. Bunlar, iş dünyasının güç ve servet sahibi olanlarının özlü düşünceleri. Aslında onların yanındaki uydurukçuların; sebep, neden bulucuların sözleri. Siyasette de vardır böyle adamlar.
Örneğin Mümtazer Türköne. Metin yazarı, propagandist. Tayyip Erdoğan her konuşmasını prompterden okuyor; Yazılı metinleri, yani aslında bizim Erdoğan diye bildiğimiz, fikrini alkışladığımız ya da küfrettiğimiz düşünceler, duygular, mesajlar Erdoğan’ın değil. Onun konuşma metinlerini yazan Doç. Dr. Yalçın Akdoğan’ın. Mümtazer Türköne ile Tansu Çiller de böyleydi. Aslında konuşma metinlerini Çiller’in Türköne yazıyordu : “Devlet için kurşun atan da, yiyen de bizdendir.” Konuşan Tansu Çiller, söz sahibi Türköne. Susurluk çetesini övüyor. Bugün de galiba İhsan Dağı ile Fethullah Gülen’in politik konuşmalarını yazıyor. Demokrasi denilen oyun, artık şaklabanlık. Gerçek ve gerçek üstü yani soyut, elle tutulamayan, gözle görülemeyen ama var olan birbirine zıt kavramların birlikteliği hüküm sürüyor. Avrupa Parlamentosu seçimlerine katılım % 43 olmuş. Batılılar nerede? Niçin “demokrat” olup sandığa gitmiyorlar? “az gelişmişlik” derdik Türkiye’de olsa. AB’ye ne diyeceğiz? Bizim uydurukçuları boşverin, onlar güzel sebep bulmak için düşünürken, biz dertleşelim.
1- Siyaset, ülke yönetimi, demokrasi halkın katılımıyla olur. Halk, % 43 katılıyorsa demokrasi olur mu? Orada sandıktan demokrasi mi çıkmış sayılıyor? Ya da ötekilerin parlamentosu nerede kurulu?
2- Demokrasinin araçları ile amaç arasında uçurum yok mu? Yani demokrasi neyin, hangi öznenin aracı? Ya da kendisi bir başına amaç mı oldu? Öyleyse amacı ne?
3- Politik kurumlar ve yönetim ilkeleri, demokrasinin araçları ise, % 43 partilerin, politikacıların, yasaların ve en önemlisi de demokrasi kavram ve uygulamasının yıpranmış ve kabul edilemez düzeyde yozlaşmış olduğunun delili değil mi?
Seçmen; politikacının görüşü diye bildiği şeyin aslında bir danışmanın metni olduğunu görürse, politikacının duygu ve düşüncelerinin kendini etkilemek için ısmarlanmış olduğunu anlarsa ne yapar?
İngiltere’de bir Türk başbakanını gazeteci olarak takip ederken bir köpek yarışı izlemiştim. Başbakan, çok keyifli ve heyecanlıydı. Onun da konuşmalarını bir başkası yazardı. O, muhafazakar ve donuk adam, köpek yarışı izlerken heyecandan kendinden geçiyordu : Kumarbazdı. Toplum, onu devlet adamı olarak tanıyordu. Bir zil sesiyle özel yetiştirilmiş tazılar, bir elektronik kola takılan, tavşan görüntüsü ve kokusu taşıyan yapay (plastik) oyuncağı yakalamak için çılgınca koşuyorlardı. Tazıların dilleri bir karış dışarıda ileri atılması, politikacımızı yerinde duramaz hale getiriyordu. Gerçekte böyle bir adamdı. Ama imajı başkaydı, soyuttu. Hepimiz o soyut olanı kabul etmiş, politikacımızın gerçeğini dışlamıştık.
Aklıma köpek yarışları sırasında bir soru takılmıştı. Tazılar o yapay tavşanı yakalarsa ne olurdu? İngiliz düzenleyicilere sordum, “olmaz öyle şey” dediler. Demek hep elektronik kol kazanıyordu. Aradığım yanıtı bir İngiliz bahisçisi verdi :
“O köpek plastik tavşanı yakalar ve onun gerçek tavşan olmadığını anlarsa, bir daha yarışa çıkmaz, yani koşmaz.”
Demokrasi, bir araçken amaçlaştırıldı. Oysa ulvi değerlerin halka sunulup, halkın bunlara katılımının aracıydı : Oydaşma sistemi. Demokrasi içi doldurulmadan bir amaca dönüştürüldü. Bush’un özgürleştirme, Rusların Afganistan’ı işgali gibi, daha nice yoz ve çürük ahlakın, hukuksuzluğun siyasi amacı yapıldı. Demokrasi siyasetin gerçeklik, samimiyet, katılım, doğruluk, dürüstlük ve hesap verilebilirliğini yok saydı. Günümüzün demokratlığı, “çaktırma yap, kazanırsan meşru; yakalanırsan kaybedersin” ahlakına sahip. Biz bunu 12 Eylül faşizmi ile AKP iktidara gelirken Türkiye’de yaşadık. İkisi de demokratik amaçlıydı.
Berlusconi, Sarkozy ve diğerleri. Bizde Recep Tayyip Erdoğan örneği. 1993 yılında Turgut Özal’a “Irak’a müslümanları mı öldürmeye gideceksin kafir!” diye seslenen 2003 yılında, tam tarihiyle 1 Mart 2003’te Irak’a müslüman öldürmek için Bush ile birlikte gitmek amacıyla Başbakan olarak meclise tezkere gönderen politikacı!
Demokrasi için “tramvay” diyen politikacı!
İngiltere’de iktidar, muhalefet kol kola demokrasinin beşiği sayılan parlamentoyu soymuşlar. Özel masraflarını parlamentoya ödetmişler. Ne gam! Irak’ta “demokrasi için özgürlük” diyerek yapılanlara bakın. İslam coğrafyasının örgütlü cehalet yoluyla düştüğü acze, kötü duruma bakın. İzleyenler, sömürü için kan dökenler, bizde ve dünyada alkış tutanlar “demokrat” : Sistem “demokrasi”!
Amerika’da 20. yüzyılın başında, yoksul ve gözü pek bir adam papaz oğlu olarak; gezici vaizlik yaparak başladığı yaşam kavgasında, zulm ve kan üzerine bir imparatorluk kurdu. Adı Rockefeller’di. Petrolden madene, tefecilikten nakliyeye, demiryollarına kadar pek çok alanda tekel, kartel oldu. Grevci işçileri öldürttü. İşini bozan herkesi düşman görüp, canını almak dahil her şeyi yaptı. Petrol tröstü kurdu. Sonunda Amerikan Başkanı ve yönetimi, ülkeyi ve demokrasiyi korumak için Rockefeller yasası diye bilinen bir dizi tekel, kartel, tröst karşıtı yasalar ve kararlar açıkladı. Bunlar, Rockefeller’i durdurdu. 16 yıl içinde zulmle kurduğu imparatorluğu, bir sabah devletin yüzüne tuttuğu aynada gören Rockefeller, gördüklerinden öyle utandı ki, yaşamının geri kalan kısmını o ilk bir milyon doları kazanırken yaptıklarını unutturmak için sosyal işlere adadı. Vakıflar kurdu. Öldürttüğü işçilerin çocuklarına burs verdi. Onlarla pikniğe gitti. Günahlarından arındı mı bilmem ama Amerika ondan çok şey öğrendi.
Bugün Dünya çevre, yoksulluk, eşitlik, dayanışma ve barış sorunlarını çözmek için, demokrasi denen; medeniyet ve çağdaşlık giyotinine yeniden ayar vermek, yeni tanımlar getirmek durumunda.
Korku ve savaş; demokrasisinden uzaklaştırılmalı : Uluslar arası hukuk, barış ve meşruiyet, inanç ve insan onuruna yakışır yaşam amacıyla yeni bir düzen oluşturmak zorundayız. Çünkü, bugünkü demokrasi anlayışı insan uygarlığını ve insanı, Dünya’yı yok ediyor. Günümüz demokrasisinin savaş ve sömürü dışında insanlığa katacağı ne var?
AB’de en önemli organın Avrupa Parlamentosu’nun seçimine, demokratik katılım heyecanına bakın, göreceksiniz. Bireyler, halklar, uluslar artık demokrasi kokulu, görüntülü, sesli, tadlı oyuncağın “demokrasi” olmadığını anladılar. Onların artık bu oyuna dahil edilmesi imkansız. Amerika’da seçime % 53 katılım zafer diye niteleniyor. En kapitalist gelişmişlik Japonya’da artık siyaset bitti. Hükümet kurulamıyor.
İnsanlığı bu depresyondan ancak, BİZ ortak aklı çıkarabilir. Korku bilmine değil, ortak kültür ve uygarlık değerine yönelmeden, aşk ve ölüm gerçekliklerine yeni yönetim ilkelerini, yeni demokrasi düşüncesini katmadan kurtuluş yok. Topyekün yok olmaya gidiyoruz. Dünyayı da insanın peşinden sürükleyerek.
İnsanlık akıl ve bilim bileşkesinde ortak hukuk, ortak ekonomi ve çevre, insan hakları temelinde yeniden bir araya gelmeli. Karşıtlıkların savaşından, zıtların çekimine; tekel, kartel, tröst emperyalizminden; barış, dayanışma, saygı enternasyonalizmine; ben, sen, o ayrışmasından BİZ’e dönmek zorundayız. Çevreci Hareketin, 1990’larda “Dikkat Dünya Tektir” diye bir sloganı vardı. 21. yüzyılın bu ilk çeyreğinde, başka evimizin olmadığını anlamamız gerektiği gibi, başka insanlığın olmadığını ve döne döne yine insana ulaşacağımızı herkesin yeniden keşfetmesi gerekiyor.
Hepimiz ortak umut ve mutluluğa katkı sunmalıyız. Bu uğurda ne gerekiyorsa yapma kararlılığımızı göstererek. Yeni bir düzen, yeni bir demokrasi, yenilenen bir Dünya için.
Türkiye bu noktada AKP eliyle bulaştırıldığı Ortadoğu ve Orta Asya savaş bataklığında, evini korumak ve hatta temiz tutmak zorunda. Yoksa, tarih Türkler için ağlamayacaktır.
Şimdi benim bu “demokrasi” karşıtlığımdan neler üretecekler!
Onun için bir daha tekrarlayayım : Halkçı olmayan demokrasi, Cumhuriyetçi olmayan demokrat, teknokratlar ve oligarşi için istenen özgürlüklere, yağma ve çürüme düzeni haline dönüştürülen dünya sisteminin yozluğuna karşıyım.
43 yaşımda bunca mihnet çekerek var olmasını istediğim demokrasinin, 21. yüzyıl uygulamaları, midemi bulandırıyor. Onun için yalancıların, gerçekte var olmayan siyaset ve devlet adamlarının, olmayan görüş ve duygularının, alkışladığım veya küfrettiğim görünmez danışmanların, var olmayan duyguların rejimine dönüştürülen Bush demokrasisi de, Irak’ta yapılanları sessiz izleyen nekrofili AB demokratlığını da, sağcılığını da reddediyorum. Yeni bir başlangıç diyorum.
Yapay, plastik, gerçek olmayan demokrasiyi reddediyorum.
Ulusların kader hakkını. Uluslar arası hukuk savunuyorum.
Meşruiyeti. Hukukun üstünlüğünü…
Samimiyeti. Halkın yönetime katılmasını…
Bağımsızlık ve özgürlük için adanmayı. Ulus devleti.
İnsan onuru için ölmeyi; medeniyetlerin, halkların, insanların kardeşliğini ve insan haklarının yüceliğini savunuyorum. Gerçeği istiyorum.
Yeni bir düzen : Yeni Dünya istiyorum…
Onun için siyaset yapıyoruz. Kim miyiz?
BİZ’iz, BİZ. İnsanlık.
Tuncay Özkan
Yeni Parti Genel Başkanı

