e-posta atın


20 TEMMUZ


Size selam olsun umudun, özgürlüğün, hakkın ve halkın temsilcileri. Canım dostlarım. Vatan, namus ve ahde-vefa diye diye; korkunun üstüne yürüye yürüye 20 Temmuz 2009’da kavgamıza birgün, bir siper daha kattık.


Memleket idealimize bir adım daha yaklaştık.


Türkiye ne yazık ki her faşist dönemde özgürlüklerin ve sevdanın mahkumiyetine tanıklık etmektedir. 12 Eylül faşizmi Diyarbakır, Mamak, Sağmalcılar Cezaevlerini vatan ve insanlık sevdasını bastırmak için kullanmıştı. Şimdi Silivri Cezaevi gerçeği ve Ergenekon Davası var. Suçlamalar gülünç ve aşağılık. İnsanlık onurunu kırmak için uydurulmuş.


Salonu dolduran bütün dostlarımızla beraber yaşadığımız şey tahammülsüzlük, peşin hüküm ve bir baskı ortamıdır.


10 aydır suçumun ne olduğunu bilmeden, yargıç karşısına çıkartılmadan (yasalara aykırı olarak) 24 saatimin kameralarla izlendiği bir ortamda tutulup, sonrada ne kadar ve nasıl konuşacağımın dikte edileceği bir duruşmaya muhatap edildik.


20 Temmuz 2009; Ergenekon 2. İddianamesi bize şunu göstermiştir, hukuk mücadelemiz tertiplere karşı devam edecektir.


Salonu dolduran dostlarımızın 2 kez sadece alkışlayarak gösterdiği sevgiye tahammül edilememiş, salonun boşaltılması kararı verdirilmek istenmiştir.


Suçlarımızı öğrenme talebimiz yanıtsız bırakılmaktadır.


Duruşmada dediğim gibi “ ben AKP iktidarının gitmesi için ne gerekiyorsa yaparım. Ben muhalifim. Muhalefet etmek suç mu?”


Evet, AKP’ye muhalefet etmek ve onun yerine iktidar olmak istemek, bu noktada çalışmak suç sayılmaktadır. Mahkeme ve savcılık ne yazık ki hukuk kurallarına uymamakta, “Biz böyle yapıyoruz” mantığıyla olaylara bakmaktadır. Tarafsızlıkları kalmadığı gibi, adil bir yargılama yapma koşulları da ortadan kalkmaktadır.


Mahkeme heyeti, duruşma salonunda önlerindeki notları dahi izleyen ve kayda alan, sorulunca yüzlerine karşı hayır diyen bir hukuk dışı iradenin gözetimi altında çalışmaktadır. Duruşmada bir avukatın uyarısıyla, heyetin özel notlarının dahi bir kamerayla saptandığı ortaya çıkartılmıştır.


Biz ne dedik? 20 Temmuz 2009’a kadar ne diyorsak ne söyleyerek gelmişsek onu tekrarladık. Dedik ki:


1.       Tarafsızlığınıza ve peşin hükümden arındığınıza inanmıyoruz.


2.       Suçlarımızı iddianamede yazmıyorsunuz.  Suçlarımı öğrenmek istiyorum. Hukuki ve fiili nedenlerini yüzüme söyleyin.


3.       Biz Mustafa Kemal’in askerleriyiz. Ben AKP muhalifiyim. Türkiye’ye bu partinin ve iktidarının, yöneticilerinin zarar verdiğine inanıyorum. AKP’nin bitmesi için her şeyi yaparım. Muhalif olmak suç mudur?


4.       Yargılama, soruşturma yasalara aykırılıklarla doludur.


5.       Bizim elimizi kolumuzu bağlayıp yandaş medyaya bize neden küfrettiriyorsunuz? RTÜK’e neden müracaat etmediniz? Bunları siz susturamıyorsanız duruşma kayıtlarını verin bunları yayınlayarak biz susturalım. Halk gerçeği görsün.


 


Duruşmalarımız, özgürlüğün ve hukukun kavgası olarak:


Vatan


Namus


Ahde – vefa mücadelemizin, Atatürk sancağının dalgalandığı, barış ve dostluğun doruğa çıktığı mücadele alanları olacak.


Can dostlarım.


Aşk ile bağlı olduğum; can dostlarım


Varlığım varlığınıza armağandır.


O sıcakta, o baskıya karşı duruşunuz; el ele yürek yüreğe oluşunuz “dost”,” düşman” zulmüne karşı duruşunuz burnumun direğini sızlattı.


İyi ki varsınız.


Aşk olsun sizlere


Türkiye’ye selam olsun. Sevene, sevmeyene selam olsun. Bizim için özgürlük ve hukuk, Atatürkçülük ve barış; Cumhuriyet ve umut,  mutluluk diyen herkese selam olsun.


Biz:


Vatan=memleket, Türkiye


Namus=kadınlar, çocuklar ve doğa


Ahde-vefa= barış, kardeşlik ve bizi bir araya getiren büyük ruha, uzlaşmaya bağlıyız. Siyasetimizi;


Atatürkçülük idealine, uygarlık, çağdaşlık, umut, mutluluk, dünya barışı ve insan onurunun yücelmesi hedefine ulaşmak için yapıyoruz. Cumhuriyetimize, demokrasiye, evrensel insan hakları ilkelerine bağlıyız. Uluslar arası hukuka, hukukun üstünlüğüne inancımız tamdır. Bağımsız ve özgür uluslar ve enternasyonalist bir dünyaya ulusların kardeşliğine, insanların kardeşliğine, özgürlüğüne inanıyoruz. Emperyalizme, yoksulluğa, sömürüye karşıyız.


Türkiye dahil; bütün dünyada entrikalar düzenine, halk iradesine karşı yapılan ve yapılacak her türlü hareketin önünde engeliz. Faşizme, tek sesli, tek yanlı siyasete, muhalefeti yok sayan her düzene ve iktidara, lidere, cemaate, cemiyete, seçilmiş veya atanmışa karşı mücadele ederiz.


Barış ve refahın, ekonomik gelişmenin her alanda halkçı olmasını isteriz. İnsanların mutluluğunu hedefleriz. Bunları bugün olmazsa yarın mutlaka yapacağız. Bu görüşlerimizi tam bağımsız, özgür Türkiye’den Dünya’ya taşıyacak, bir gün mutlaka iktidarımızla karanlığın üzerine bir güneş gibi doğmayı başaracağız.


Bu azmi Silivri zulmüne bizzat gelerek tanıklık eden bütün dostlarımızla 20 Temmuz’da duruşma salonunda haykırdık, haykırmaya bizi faşizm ile durdurmaya çalışanlardan hesap sormaya; hukuku, Türkiye’yi savunmaya devam edeceğiz.


Hasretimiz, sevdamız, azmimiz; aşkımız:


Prangalar eskitmeye değer


 


Tuncay ÖZKAN


21.07.2009