e-posta atın

NE YAPARSANIZ YAPIN

Sayın Başkan, Sayın üyeler, Sayın savcılar, değerli savunmanlar. Sayın milletvekillerimiz, Sayın Baro gözlemcilerimiz, medyamızın seçkin temsilcileri, kıymetli katılımcılar, dostlarım, can yoldaşlarım, memleketimiz için büyük ülkünün, Mustafa Kemal aydınlığının rüyasını gören, başka bir Türkiye’nin mümkün olduğuna inanan, başka bir dünyanın mümkün olduğuna inanan Büyük Türk ulusu, hepinizi saygıyla selamlarım.

Ayrıca ruhlarının burada bulunduğuna inandığım öyle hissettiğim Atatürk’ün, babamın, köy enstitülü öğretmen dedemin, Uğur ağabeyin, Bahriye hocamın, Muammer hocamın, Kulalı hocamın, Abdi İpekçi’nin, Deniz Gezmiş’in ve diğerlerinin önünde saygıyla eğilirim.

Hasretle, muhabbetle, Vatan, Namus, Ahde Vefa Aşkıyla memleketimi kucaklarım. 

Ne yaparsanız yapın, bana hangi iftiralarla ne ceza verirseniz verin Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Atatürkçü aydınlanmanın yıkılmasına asla izin vermeyeceğim. Sessiz kalmayacağım. Güneş yorulmaz, usanmaz, yılmaz hep karanlığın üstüne doğar. Bu dava ne yapılırsa yapılsın, kirli siyasetin ve ona alet olanların boğulup gittiği bir bataklık olacaktır. Bu dava elbette siyasi bir davadır. Ama kirli siyasetin siyasallaştırdığı bir dava. Siz bu siyasal davaya  bakacaksınız ama siyasi tavır nasıl alırsınız? Rejimi mi, Anayasayı mı, AKP korku düzenini mi koruyacaksınız? Ne yapıyorsunuz? Düşündünüz mü?

Bu Dünya adaletle ayakta durur. Zulüm geldiğinde o devletin varlığı düşünülemez. Doğruluk, güçlünün işine gelen haline dönüştüğünde orada düzenden bahsedilemez. Unutmayınız, bilgisizlikten daha beter yoksulluk yoktur. Cehaletin cüretine dur deyiniz. Bu engizisyonu bitirin. O zaman cehalete herkes kral çıplak diye bakacaktır.

Hiç kimse haksızlıktan hak, kanunsuzluktan kanun, suçsuzluktan suç çıkaramaz. Doğru ve güvenli yargılama istiyorum. Siyasi yargılama yapın ama davayı siyasallaştırmayın.

Eline iktidarı geçiren cehaletin yargıç, hukuk, mahkeme yerine kendisini koymasına yeter diyorum. Yargı kirli siyasetin pasaklı elini kırmadıkça meşru olanı yapmaktan kaçındıkça, bu, Türk insanının yaşamının felaketi olur.

BM 4 Aralık 1986’da İnsanların Gelişme Hakkı bildirgesi yayınladı. Türkiye imzalamış ve kabul etmiştir; sömürgecilik ve yeni sömürgeciliğe yani emperyalizme, faşizme karşı durmayı bir insan gelişimi hakkı olarak tanımıştır. Köleleştirme, muhaliflerini yok etme, faşizm bir hak olabilir mi? Ergenekon şarlatanlığı ile bu cehaletin darbesine, korkutarak, sindirerek siyaset yapma suçuna malzeme olmayın artık.

21. yüzyılda bir maskeyi seçip diktatör altından çıkınca kanunlara ne gerek var, bak adam ulemayla işi götürüyor; kanuna, avukata ne gerek var. En iyisini o bilir, kararı o verir deyip, özgürlük ve bağımsızlığımızdan olacağız öyle mi? Yargıç ve yargı bağımsızlığı hukuk devleti demeyip, hukuk için özgürlük için kavga vermeyip seçilmiş kralın soytarısı olacağız öyle mi? Hayır. Olmayacağım. Sonuna kadar hukuku, özgürlüğü, Türkiye Cumhuriyeti’ni ve Atatürkçü aydınlanmayı savunacağım. Akıldan daha güzel mal yoktur. Bilimden, bilgiden yardım almaktan daha kıymeti yardımcı olamaz insana. Bilimin afeti unutmaktır. O, meskeneti bugünlere nasıl ulaştığımızı unuttunuz mu ki çöp tenekelerinden toplananlar kıymete bindi. Bilim unutursa bu, o toplumun afeti olur.

Bunun için bana suç uydurmaya gerek yoktur. Kırın kalemimizi. Ben ne Cumhuriyetten, ne özgürlükten, ne laik-sosyal hukuk devleti Türkiye’yi savunmaktan ne de Anayasal rejime bağlılık ve sadakatten geriye milim adım atmam. İftiraları da aynen iade ederim. Düşünmenin afeti riyadır. Ben neysem o yum. Benim suçum yoktur. Yaşamımı, düşüncelerimi yargılayamazsınız.

Adalet dağıtanlar size sesleniyorum, tam 15 aydır mahpusum. Siz bu zulme boyun eğdiniz, onay verdiniz. Zalimle ortak olunur mu? Haksızlık ebediyen hüküm sürmez. Hakkaniyete uygun davranmak yargıçlığın özüdür. Yargıç demek hakem demek. Siz birinin isteğiyle beni tutarsanız, hakem olur musunuz? Beni salmanız için Başbakandan, Cumhurbaşkanından telefon beklemeyin gelmeyecek. Siz dosyanıza bakın, delillere bakın. Hukuka, kanuna bakın. Sağlam bilgiden daha değerli iman yoktur. Benim imanım tam. İmanından şüphe edenleri fena olanı bırakmaya, en büyük ibadet olan yaptıklarım düşünmeye davet ediyorum. Şeytanla yatağa girenler çarpılmadan çıkamazlar. 

Bize kimse telefon edemez, adam yollayamaz mı diyeceksiniz. Demeyin bunun yerine elinizi vicdanınıza koyup, kirli, siyasetin pasağını taşıyan bu dosyada hukuk nerede, karar verin.

Adaleti boğuntuya, oldubitti mantığına getiremezsiniz. Siz mükemmel karar vermek için yargıçsınız ve milletin, devletin koruması altındasınız.

Kirli siyaset ve siyasetçi bu davada karar verdi bile. Ama siz karar verirken onlar gibi davranamazsınız. Sizi bağlayan Yargı kararları var. Siz, kanuna bakacaksınız; olaylara, taraflara, yaşama, gerçeğe, adalet duygusuna uygunluğa, insancıl havaya sahip, anlaşılmasında ve uygulanmasında kuşkuya yer bırakmayacak kadar açık seçik bir karar vermek durumundasınız. Kararınız ilerde uyuşmazlıklara yol açmayacak şekilde sağlam dayanak ve taban üzerine oturmalı. Davada asıl olan sağlam bir soruşturmaya dayanan, hukuki gerekçeler üzerine tüm sentezleri oturmuş, üzerinde hiçbir kuşku gölgesi taşımayan özgür hükmü kurabilmektir, amaç budur. Uyuşmazlığın özüne inmeden şekil kurallarına sımsıkı bağlı kalındığı ve yüzeysel soruşturmalarla yetinildiği takdirde, adalete giden yollar üzerindeki barikatları aşma olanağı yoktur. Bunları Yargıtay’ımız söylüyor. Bu davada soruşturma, kovuşturma, iddianame, ekleri, deliller, cezalar hangisi hukuka uygun? Hiçbiri. Peki, bunlara kim göz yumuyor? Siz. Usul hukukunu, yasaya aykırı delillerin değerlendirmesini, yasalara uygun iddianame hazırlama gereğini siz ortadan kaldırdınız.

Çünkü kirli siyaset, karanlık eller bu davanın hukuksal boyutuna izin vermiyor. Kim mi onlar?

Hak derken haksızlığı

Özgürlük derken köleliği

Demokrasi derken en dost yandaş  kalkınmasını

Hukuk derken zulmüne onay veren kadılık makamını 

Gelişme derken kendi zenginleşmesini

Gelecek derken torunlarına bırakacağı serveti

Barış derken savaş tanrısı  uşaklığını

Kardeşlik derken cemaatinin ortak şirket sayısını 

Zenginlik derken cüzdanını 

Devlet denince hazineyi, maliyeyi, polisi

Halk derken yolunacak kazı

Memleketten yeni villasını

Şehitten yan gelip yatanı 

Terörist deyince eli kanlı olanına sayın 

Muhalifine hayın

Erdem, onur, şeref denince mahalle eşrafından arkadaşlarını

Devlet adamlığını kabadayılık 

Enerji denince ihale

Sağlık denince hastane ortaklığı

Eğitimden örgütlü cehaletin özel dershaneciliğini

aklına getiren yolsuzluktan, yoksulluktan, çürümeden, yozlaşmadan beslenenler onlar. Sözün afetinin yalan olduğunu unutup, yalan bataklığına düştüler. Boğulup gidecekler. 

Bunların adaletsizliklerini, adaletle değiştirmek için çocukluk hayalim gazeteciliği yaşam biçimimi değiştirip siyasete atıldım. İfade özgürlüğü onların konuşma hakkı değildir. İfade özgürlüğü bütün bu gördüklerinize karşı çıkma hakkıdır. Düşüncelerinizi ve kendinizi karanlığa karşı koyma, karanlığa karşı bir mum gibi dimdik durma hakkıdır. Ben yana yana bu hakkımı kullandım, hakkımı aramaya cesaret ettiğim ve Anayasal, yasal özgürlük ve yetkilerimi kullandığım için suçlanıyorum. Anayasa, TCK 26. maddesi ve TCK’nın, CMK’nın tamamı yürürlükteyken siz beni hak ve özgürlüğümü kullanıyorum diye nasıl cezalandırırsınız? Hak ve özgürlüklerini kullanan, düşüncelerini önceden açıklayan Tuncay Özkan’a nasıl ceza vereceksiniz? 

Siz bu yönetim zorbalığı ve zulmüne ortak olursanız, sıkıyönetim mahkemelerine rahmet okutursunuz. Korktuğunuza benzersiniz. O zaman soruyorum; ey Ergenekon heyeti, 1215’ten beri Magne Carta’dan beri geçerli olan yemin ne olacak? Yani, “Hakkı  ya da Adaleti hiç kimseye satmayacak, kimse için reddetmeyecek ya da geciktirmeyeceğiz.“ Siz kirli siyaseti elinizin tersiyle itin. Kurala bağlı kalın. Kazanacaksınız. Anayasa 15. maddesi Vatana ihanet ederlerse dahi Adil Yargılanma hakkı vereceksiniz diyor. Soruyorum, neden biz bu haktan mahrumuz? Benim kaçma şüphem var! Süleyman Esen’in yok. İçinize bir sorun vicdanınız yerinde mi?

Bu iddianame bir şarlatanlık örneğidir. Bunu yutacak değilim. Ve soruyorum, suçum nedir? Neden iddianamede deliller ve bağlar yok? 311, 312, 314, 6136. nın fiili nedenleri neden yazmıyor? Numaralar çok, atfı cürüm dehşetengiz olunca delile hukuka gerek kalmıyor mu?  

Ben bu davanın neresindeyim? Neyle suçlanıyorum? Deliller ve gerekçeler CMK 100/1-3 ayrıca 101/2 ayrıca 170. maddelerine ne oldu? 170. maddenin 3. fıkrasında h-, 4. fıkrasına ne oldu? İddianamenin 19. sayfasından 6 bininci sayfasına kadar aynı ucubeleri tekrar tekrar yazında, kötü senaryo gerçek olmaz. Suçum ne? Deliller ne? Filler ne? Saklanmayın çıkın ortaya, halk görsün yüzünüzü. 1800 telefon konuşmasında suç hangisin de? Söyleyin. Yürürlük, gelişim, uygunluk bakımından bu davanın Hukuk bilimiyle ne alakası var. Bilime aykırı dava olur mu? Varsayımlarla, olmayana ergi yöntemiyle, öyle mütalaa etmekle, kanaatine varmakla ceza yargılaması yapılır mı? Olur mu sayın yargıçlar? Niyet okumak var mı? Olur mu olursa işte böyle garabet olur. Kirli siyasetin can simidi olur. Sizin bu ucube karşısında hüküm vermeniz cinayet olur. Hukuk varsa derhal beraatıma karar vermelisiniz 

Ben kendimin aynasıyım. Özdeşim. Hayatım çelişmezlik örneğidir. Benim kişiliğim gömlek falan değil. Ben benim. Geliştim ama değişmedim. Bana atılı iftiralar, suçlamalar varsa ben yokum. Ben varsam onlar hükümsüzdür, yok hükmündedir. Atatürkçüyüm. Sömürgeciliğe karşıyım. Devrimciyim, Ulusalcıyım, Halkçıyım, Cumhuriyetçiyim, Laikim, Devletçiyim ve Hümanistim. Barış gönüllüsüyüm. Yaptıklarım Anayasamızın koruması altındadır. Siyasi iktidar, Recep Tayyip Erdoğan korktuğu, rahatsız olduğu ve intikam almak istediği için buradayım. Suçlu odur.  

Ne oldu Anayasal haklarımı suç  saymaktasınız. Dernek kurmam yasak, dernek yönetmem yasak, partiye girmem yasak, parti kurmam suç, miting yapmam suç, hayatım suç. Benim haklarımı kullanmamdan korkan kirli siyasetçilerin oyununa gelmeyin. ADD bana yasak, CHP suç, siyaset, Yeni Parti günah ve katlimi gerektiren eylem, iş kurmam, çalışmam Kanaltürk-Kanalbiz terörizm, savcı beyler karnınızdan konuşmayın, iddianameniz rezalet.  

Hukuk devleti demek; yasama, yürütme ve yargı organlarının hukukla bağlı olması demek değildir sadece.

İdare yargısal denetime tabi olacak

Hâkimler bağımsız ve teminatlı  olacak

İdari faaliyetler önceden bilinir olacak

Hukuki güvence ilkesi olacak

İdarenin mali sorumluluğu olacak

Adil yargılanma hakkı olacak. Savcı, yargıç devleti, korku düzeni olmayacak. Şüpheden sanık yararlanacak. Sizler Süpermen değilsiniz. Siz hakemsiniz. Ya hakem olursunuz ya taraf. Hukuk devletinde savcılar ve yargıçlar Anayasa’dan, meşruiyetten ve yasalardan, rejimden yana olmak zorundadırlar. İktidardan yana değil. Gerekirse iktidara karşı hukuku ve hakkı savunurlar. Neyi savunuyorsunuz? Suçlu arıyorsanız suçlu olan, Recep Tayyip Erdoğan’dır. Ben değilim.  

Ne örgütü? Ergenekon nereden çıktı? Ben ne zaman girmişim, kimden talimat alıyorum? Hurşit Tolon’a talimat veriyorum, Şener paşaya karşı mücadele ediyorum, herkes bana karşı, örgüt ha! Örgüt iktidarda. Suçlu demokratik sivil siyasete ve Türkiye’ye karşı yandaşlarıyla sivil darbe yapan, korku düzeni kuran, Anayasayı ortadan kaldırmaya çalışan, Anayasal suçu sabit olan darbeci, gerici, yoz siyasetçi, çürümenin merkezi, kirli siyasetin yaratıcısı iktidar odağıdır.

 

Körlerin ülkesinde tek gözlü  kişi kral olur.  

Öz eleştiri yapınız. Gözünüzü açınız. Korkmayın. Biz korktuklarınızdan değiliz. Adaletin tanrıçasının ayağına şalvar, başına türban, eline pazar terazisi ve Tarkan kılıcı verip, “kızım kızım, elimizden bu geliyor, bak gözünün bağını çözdük sana kim yaklaşırsa kes” deyince adalet olmaz. 

Savcı idarenin ve yargının zırhını  giyip, Recep faşizminin yağız oğlanı rolünü üstlenecek ben de zincire vurulmuş vatandaş Tuncay konuşunca çok konuşuyor, susunca susuyor diye suçlanacağım. 

Yargıç da savcısının yemek arkadaşı, oda arkadaşı, okul arkadaşı, iddianame arkadaşı olacak. 

Savcı da bununla övünecek. “Ne var ki aynı okulda okuduk, aynı lojmanda oturuyoruz, aynı  servisle gidip geliyoruz. (Başbakan mercedesini vermediğinde tabi) Aynı odalardayız, akşam yemeğine mi kaldık” diyecek. Kalmadığınızı anladık anladık da hukuk bunun neresinde? Hukuk diplomanızda yazan fakültenin adına indirgenemez. Bunu bütün benliğimle reddederim. Türk hukuku bu değildir.  

Mahkemeniz bu gerçek üstü davaya, gerekçe bulma telaşına da, uydurukçuların Türkiye’ye verdiği zarara da dur demelidir.  

Güçlüsünüz, büyüksünüz, kanun da, kılıç da, terazi de sizsiniz. 

Alınız al, morunuz mor, sırmanız sarı cübbeniz siyah.  

Kararlarınız karar. Dediğiniz dedik.  

Amenna. 

Ama unutmayın

Kararınız Adil olmaz ise, adaletsizlikle karşıya bıraktıklarınızdan daha mutsuz olacaksınız.

Kendi ağırlığınız altında kalacaksınız.

Gücünüz güçsüzlüğünüz olacak.

Kendi kılıcınız ve terazinizle imtihan edileceksiniz.

Zehirli ağacın meyvesinden yemek zorunda kalacaksınız.

Unutmayınız;

Adaletsizlik hükme acılık 

Geciktirme de tatsızlık verir

Haksızlıktan hak doğmaz.

Bu davada gerçeğe güneşe yönelmek yerine ona arkasını dönenler, kendi gölgeleriyle bugün de yarın da yüzleşeceklerdir. 

Unutmayın; masumiyeti savunmak insan olmanın birinci adımıdır. 

Ergenekon davası masumiyetin, suçsuzluk karinesinin yok edildiği, bir kirli siyaset aracı metinle, iddianameyle bataklığa dönüştürülmüştür. İddia makamı ne derse desin. Kimin adına konuşursa konuşsun. 

İşte buradayım. Vicdanım ve ben. Peki, herkes kendi vicdanını alıp gelebiliyor mu bu davaya. Başbakanın mercedesi taşımadığı için vicdanlar odalarda hapis mi yoksa. 

Sayın yargıçlar,

Derin olan kuyu değildir, kısa olan iptir. Anayasanın, kanunların vicdanınızın ipine güvenin. 

Ergenekon kuyusunun dibine ulaşırsınız. Korkmayınız. Hiçbir şey gerçek karşısında uzun ömürlü  olamaz. 

Savcılarla soruşturma ve kovuşturma kararlarının ayrıntılarını tartışmayınız. Hükmünüzü  tartışmayınız.

Odalarda baş başa Ergenekon davası  üzerinde çalışmayınız.

Ezber almayınız, ezber bozunuz.

Gelin başlayalım ezber bozmaya. Recep faşizminin deli gömleğini giymeyeceğim. Bana suçumun söylenmesini CMK 170/4. maddesindeki unsurların ve yer, zaman, delil ilişkisinin anlatılmasını talep ediyorum. Çünkü bunlar iddianamede yer almıyor. Savcılar var desinler, göstersinler. 

15 aydır suçum yüzüme okunmadan, suçumun gerekçesi ve delilleri bana gösterilmeden, verilmeden mahpus tutuluyorum.  

Asıl suç budur.

Bir hukuk cinayetinin faili olmaya devam etmeyin. Bana suçumu söyleyin. 

Tuncay Özkan

 21.12.2009

 

----------------------------------------------------------------

NEREYE GİDİYORUZ ?

“Fikirlerinizden nefret ediyorum. Fakat nefret ettiğim fikirlerinizi savunabilmeniz hürriyeti uğruna gerekirse canımı fedaya hazırım.”

Voltaire bunu söyledikten 250 yıl sonra başımıza gelen tam da budur.

Onların görüşleri ne kadar aykırı da olsa bütün tartışma ve haber programlarında en uç eleştirilerine, hakaretlerine kadar fikirlerini özgürce dile getirmeleri için her şeyi yaptık.

Gazetelerde, televizyonlarda onlara yer vermeyi özgürlük mücadelemizin parçası saydık.

Siyasal İslamcı politikacıları; haksızlıkları, hukuksuzlukları, ilkellikleri, zırvalarıyla kabul ettik.

İçlerinden sahte peygamberler, Cumhuriyet ve demokrasiye sövenler, yaşam biçimimize ağır hakaretler edip, kadınlarımızı çağdaş görünümleri gereği giydikleri nedeniyle aşağılayanlar da onlardı.

Yanılmışız.

Voltaire’de yanılmış.

Şeytan ile mücadele, kötüyle kavga; sonsuzluk içinde özgür, bağımsız, erdemli, onurlu insan için yapılıyorsa, kesintisiz devam etmeli. Özgürlük korunmalı. Fikirlerin insanları sömürüye, köleliğe ve yoksulluğa mahkum etmesine seyirci kalınmamalı. Kutsallığın, aklın, gönlün ve umut ile mutluluğun parçalanmasına, yok edilmesine, bir küçük ruhban zümresine zenginliğe dönüştürülmesine, cehaleti oligarşik düzenini kurmasına izin verilmemeli.

Örgütlü cehalet, cüretiyle Türkiye’nin canını okuyan eski meskenetin ruhunu üzerimize kapıyor. Sorun karanlığın boyutu, derinliği değil. Sorun fikirlerimizi, canımızı, malımızı, onurumuzu korumamıza ve karşı karşıya olduğumuz entrika düzenini anlatmamıza izin verilmemesinde.

Susturuluyoruz. Susturulduk.

Kendimizi anlatmamıza bizim kurumlarımızı ve değerlerimizi kullanarak izin vermeyen bir despotizm ve zulüm düzeni kuruldu.

Muhalifler cezaevinde.

Herkes izleniyor, dinleniyor, korku egemen.

Konuşanların başına ne geleceği belirsiz.

Herkes fişleniyor.

Herkes esir alınmaya çalışılıyor.

Doğru bir düşüncenin karşıtı ile değerli olacağı, herkesin kendisini ifade etmesinin yaşamın temeli olduğu artık eski bir anı.

Artık sağduyu, özgüven, itimat, samimiyet gibi değerler yasak.

Kork.

Güvenme.

Bana benze, benim gibi ol.

Ne diyorsam yap, en iyisi benim doğrum.

Anlayışı yaşama egemen kılınıyor.

Gidilen yer, dağılmaktır.

Her alanda lime lime dökülmeye doğru gidiyoruz.

Toplumsal yaşamdan gözleyin:

Trafik canavar.

Ailesini doğrayan baba canavar, anne canavar, evlat canavar, dayı canavar, amca canavar, teyze, hala, komşu, kardeş canavar.

Canavarların hakim olduğu bir toplum.

Yoksulluğa mahkum edilen, yolsuzlukla yönetilen bir toplum.

Bütün bunlara yol açan bir zamanlar fikirlerini dile getirmeleri için canımızı vermeğe hazır olduğumuz, olanaklarımızı seferber ettiğimiz siyasal İslamcı politikacılar.

Onlar, karşıtlarını yok etmek için ne gerekiyorsa yapıyorlar, yapacaklar.

Onların kendini ifadesi için bedel ödeyen “BİZ” ne yapacağız?

Karanlığa teslim mi olacağız?

Kendisinden başkasını yaşatmamaya yemin eden bu zalimlere teslim mi olacağız?

Ya da sessiz kalıp sıranın bize gelmesini bekleyecek miyiz?

Onların özgürlükleri için verdiğimiz kavgayı kendimiz için vermeyecek miyiz?

Gün gibi apaçık üzerimize gelenleri ve bu yaşadıklarımızın bizi götüreceği noktaları, gidişin yönünü görmeyen var mı?

Aptallıkla akıl arasındaki o ara nokta, saflıktır. O çizgi çoktan aşılmadı mı?

Kendi özgürlüğünü savunamayanlara bir hatırlatma:

Özgürlük ve bağımsızlığı karakteri saymayanlar, köleliğe, namus, şeref, onur ve erdemden yoksun yaşamaya mahkum olurlar.

Ölüm, böyle yaşamaktan daha kıymetli geliyor bana.

Henüz zaman varken ve yaşıyorken; özgürlüğe umutla ve mutlulukla dört elle sarılmanın tam zamanıdır.

Yoksa kapısını komşunun feryatlarına ve linçine, katline kapatanlar, saklananlar zamanı gelince kapılarının kırılıp alınacaklarını unutmasınlar.

Teslimiyeti kabullenenlere yıllar öncesinden bir seslenişe selam olsun:

“BİZ dünyadan gider olduk

Kalanlara selam olsun

Ama hep böyle gidecekse bu dünya

Kalanlara haram olsun” 

 

Tuncay Özkan

Yeni Parti Genel Başkanı